pelusbuyuk_cropped_670x445

Plan yapmak da bir plandır

Yeni yıla girerken herkeste bir telaş olur. Kiminle kutlayacağım, nerede kutlayacağım? Acaba yeni yıla yine yalnız mı gireceğim? Evimde/odamda tek başıma portakal soyarak televizyon mu izleyeceğim? Bu sorulara cevap vermek tek günlük bir plan yapmaktır. Asıl soru: “Yeni yılda neler yapacağım?

Sizleri bilmem ama ben yeni yıl ile ilgili bir plan yaptım. Bol bol gezeceğim. Kendime bir liste hazırladım, sırt çantamı taktım ve koyuldum yola…

İlk durağım “Hammock Beach

Yılın bu aylarında ülkemiz soğuktan kırılırken, yılbaşından hemen sonra 2 Ocak’ta uçağa atlıyorum ve buraya gidiyorum. Otele yerleştikten sonra şortumu ve tişörtümü çekiyorum üstüme kendimi hemen fotoğraftaki hamağın üstüne atıyorum. Gözlerimi alan bembeyaz kumlar ve güneşten korunmak için gözlüğümü takıyorum ve Atlantik Okyanusuna doğru uykuya dalıyorum. Gözümü açtığımda otele geri dönmek için adımımı atıyorum ve tenime değen berrak okyanus suyunun tadını çıkarıyorum. Gerçekten dedikleri kadar varmış, suyu çok temiz.

Hammock Beach’ten güzel anılarla birlikte ayrılırken kendimi ikinci durağa “Hamilton, Canada“ya atıyorum. Burada güzel bir şelale olduğundan bahsettiler. Adını öğrenemediğimden haritadan yararlanamıyorum. Ben de “olsun yahu, ben de kendim bulurum” diyerek düşüyorum yollara. Şelaleyi bulacağım derken kendimi ucu bucağı olmayan bir ormanda buluyorum. Saatlerce geziyorum ama şelaleye bir türlü rastlamıyorum. Yolda gördüğüm insanlara soruyorum ama onlar daha önce böyle bir yer görmediklerini söylüyorlar. Birazcık hevesim kırılsa da ben tüm inancımla aramaya devam ediyorum. Sonunda ulaştım! İşte tam karşımda. Hem de tüm ihtişamıyla. Yeşilin tüm tonlarıyla kendini bütünleştirmiş bir doğa harikası. Sizi bu güzellikten mahrum bırakmamak için fotoğrafını yolluyorum bakın.

Kendime uygun bir yer bulduktan sonra uzanıyorum ve çantamdan çıkardığım ton balığını yiyorum. Bir süre sonra uyku bastırıyor ve gözlerim kapanıyor. Uyandığımda bu muhteşem şelalenin etkisinde kaldığımdan olsa gerek daha büyük bir şelale görmek istiyorum. Tam bunu düşünürken yolda karşılaştığım bir adamın sözleri aklıma geliyor: “Eğer gerçek bir şelale görmek istiyorsan Venezuella’ya gitmelisin. Orada dünyanın en büyük şelalesi var”. Kulağımda çınlayan bu sesle bir anda irkiliyorum ve kendimi Venezuella’ya atıyorum. Şelalenin adını bilmesem de kime “the biggest waterfall in the world” desem hemen yolu gösteriyorlar. Sora sora “Angel Falls” şelalesini buluyorum. Bulmamla beraber gözlerime inanamıyorum. Çünkü o kadar yüksek ki şelalenin başını göremiyorum. Hemen yanımdaki adama soruyorum kaç metre bu diye, 979 metre cevabını alıyorum. Neredeyse 10 futbol sahası uzunluğunda. Suyun sesi insanı sağır edecek düzeyde. İnanmazsanız buyrun fotoğrafa bakın:

Biraz daha burada kalırsam su sesinden sağır olan ilk insan olarak tarihe geçeceğim, bu yüzden eşsiz manzaranın görüntülerini bir film şeridi gibi hafızama kaydederek oradan ayrılıyorum. Tam nereye gideceğimi düşünürken refah düzeyi en yüksek ülkelerden biri olan Norveç geliyor aklıma. Bu kadar insan nasıl böylesine mutlu olabiliyor sorusuna bizzat cevap bulabilmek için tekrar düşüyorum yollara. Norveç şehirlerinde insanlar hayatta hiç dertleri yokmuşçasına dolanıyorlar. Ama benim aradığım mutluluk bu değil. Ruhumu dizginleştirecek, bana hayaller kurduracak bir şey arıyorum ben. Bunları sorgularken bir kadın yaklaşıyor yanıma ve senin aradığın burada değil “Hjelle“de diyor. Orası neresi ki diye sormaya fırsat vermeden uzaklaşıyor. Sora sora Angel Falls’ı bulan ben orayı mı bulamayacağım diyerek yola koyuluyorum. Hjelle’ye vardığımda kulağıma fısıldayan kadının ne demek istediğini o an anlıyorum. Karşımda eşsiz bir manzara duruyor:

Fotoğraftaki beyaz evin kapısını tıklatıyorum ve kapıyı açan yaşlı amca hemen içeri buyur ediyor. Tek misafirperver milletin bizim milletimiz olmadığını düşünerek etrafı inceliyorum. Balıkçılıkla uğraştığı her halinden belli olan amcayla tarzanca anlaştıktan sonra bahçesine çıkıyorum ve manzaranın tadını çıkarmak üzere uzanıyorum. Uyandığımda daha nereye gidebilirim diye düşünürken çok fazla yeşil gördüğümü biraz da beyaz görmek istediğimi hissediyorum. Hemen aklıma Apler geliyor. Peki ama Apler’in neresine gitmeliydim? Bu kadar uzun sıradağları gezemezdim herhalde. İşte tam bu anda balıkçı amca bir şarkı mırıldanıyor. Biraz daha dinledikten sonra fransızca olduğu hemen anlaşılıyor. Bunun tesadüf olamayacağını düşünerek hemen Fransa’ya gidiyorum. Alper’in Fransa’daki bölümlerinden olan “Chamonix Valley“e varıyorum. Gördüğüm manzara karşısında aklıma hemen ilk gittiğim yer olan Hammock Beach geliyor. Çünkü iki yer de bembeyaz. Bu kadar yüksek dağlarda gezmek beni yoruyor. Hava da kararırken geceyi geçireceğim çadırı hazırlıyorum. Çadır kurmayla saatlerce uğraştıktan sonra başımı bir kaldırıyorum ki kendimi rüyada sanıyorum. Binlerce parlak yıldız sanki o gece benim için daha fazla parlıyor. İnanılmaz!

Resmen yıldızların altında yatıyorum. Bu kadar yorucu bir yolculuktan sonra uzun bir uykuya dalıyorum. Bütün dertlerden, üzüntülerden, öfkelerden uzak bir uykunun tadı nasıl oluyormuş onu hissediyorum. Ve şunu bir kez daha anlıyorum: “İnsan, doğanın bir parçasıdır. Ne zaman ona hükmetmeye, ona karşı gelmeye çalışırsa işte o zaman derdi, üzüntüyü, öfkeyi görecektir.”

Benim yeni yıldan beklentilerim bunlar. Umuyorum ki hepsini gerçekleştireceğim. Hayallerimizi satmadık ya!

Not: Fotoğrafların büyük hallerine ve/veya orjinal sayfalarına üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.